Ekranda Parlayan Hayaller, Sokakta Hüsranlar

Günümüz Türkiye’sini bir işletim sistemi gibi düşündüğümüzde, sürekli hata veren ama bir şekilde işlevselliğini sürdüren ilginç bir yapı ile karşı karşıyayız.

Televizyonu açtığınızda, modern bir dünyanın içinde kayboluyorsunuz; dışarı adım attığınızda ise günlük hayatın zorluklarıyla yüzleşmek zorunda kalıyorsunuz. Bu iki dünya arasında yürüyen Türk insanı, kendi yaşamında adeta bir psikolojik savaş veriyor.

Son günlerde, “bilmiyorum” demek neredeyse imkânsız hale geldi. Akşam haberlerinde her bir kişi kendini savunma sanayi uzmanı, sabah kahvaltısında ise makro ekonomi profesörü olarak sunuyor.

Bilgilerin bu kadar ulaşılabilir olduğu ama gerçek bilgelik arayışının neredeyse bir lüks haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Sosyal medyanın parıltılı görüntüleri ile komşuluk ilişkilerinin neredeyse unutulmuş hali, toplumumuzun büyük bir açığını ortaya koyuyor.

Günümüz Türkiye’sinde “mertlik” artık unutulmaya yüz tutmuş bir değer olarak görülüyor. Menfaatlerin ön planda olduğu bir ortamda, sadakat adeta kapının dışına itilmiş durumda.

Nankörlük, yeni nesil bir başarı stratejisi olarak lanse edilirken, geçmişin sadık ve dürüst insanı “çağ dışı” olarak damgalanıyor. Ancak dijitalleşen dünyada çoğu şeyin bir alternatifi bulunabilirken, haysiyetin yedeği yok; bu, çok önemli bir gerçek.

Yemek masalarında, lezzet yerine fotoğraf çekme yarışının ön planda olduğu bir dönemdeyiz. “Rabbin verdiği nimeti” takdir etmek yerine, bu nimeti sosyal medyada sergilemek adeta yeni bir gelenek haline geldi. Bu durum, toplumsal huzuru tehdit eden bir virüs gibi yayılıyor.

İnsanlar, komşularının başarılarını kendi kayıpları olarak görmekte zorlanıyor ve bu da toplumsal ilişkileri zayıflatıyor.

Sonuç olarak, Türkiye şu an büyük bir karakter testinden geçiyor. Ekranlarda bağıranların sesi gür çıkabilir, ancak bu toprakların gerçek özünün o gürültünün arkasındaki sessiz vicdanda gizli olduğu unutulmamalı.

Gelecek, sadece teknolojik yeteneklere sahip olanların değil, bu yetenekleri vicdani bir süzgeçten geçirebilenlerin olacaktır. Şimdi vitrinleri süslemenin değil, kökleri sağlamlaştırmanın tam zamanı. Fırtına koptuğunda, yalnızca sağlam kökler ayakta kalır.

Yorum yapın