Keçiören ve Dışkapı’nın Renkli Tartışması: Şelale mi, Hastane kuyruğu mu?

Ankara, her köşesinde farklı bir hikaye barındıran bir şehir. Keçiören’e adım attığınızda kendinizi masalsı bir ortamda bulursunuz; Venedik ve Estergon’un bir araya geldiği bir tablo gibi. Ancak, Dışkapı’ya geçtiğinizde gerçeklerin soğuk yüzüyle karşılaşmanız işten bile değil.

Keçiören, teleferiğin zirvesinden aşağıyı izlerken bir gülümseme ile başlar tartışma. “Dışkapı, bak ne güzel bir manzara var! Burada şelale var, denizi olmayan şehre martı getirdim, kaleler inşa ettim. Sen hâlâ hastane kuyruklarına takılıp kalmışsın.

Benim her yerim ışıl ışıl, parklar içinde geziyorum. Sende ise trafik dumanı altında boğuluyor herkes!”

Dışkapı ise, elindeki tesbihi çevirip cevap vermekte gecikmez. “Kardeşim, sen oraya şelale yaptın diye kendini İtalya’da mı sanıyorsun? O martılar bile acıktığında benim sebze halimin etrafında dolanıyor. Sen vitrinsin, ben ise bu şehrin süzgeciyim.

Buradan kimler geçti, teyzeler hastanede şifa ararken, yiğitler askerlik şubesinde sırada bekliyor. Senin şelalen sadece Instagram fotoğraflarına yarar, benim mahallenin kaldırımları ise gerçek hayata dair birer tanıktır!”

Keçiören, Dışkapı’nın bu cevabına karşı yine bir sarsılma hissi ile yanıt verir: “Ama Dışkapı, ben Estergon Kalesi’ne sahibim, kültürel zenginliğim var. Teleferiğe biniyorum, bulutların üstündeyim diyorum, sen hâlâ asfalt derdindesin.

Akşam olunca aileler parklarında geziyor, senin oradaysa herkes dolmuşlara binip kaçmanın peşinde.”

Dışkapı, karşı atak yapmayı ihmal etmez. “Estergon’a giden dolmuşlarım benim oradan kalkıyor! İstediğin kadar teleferiğe bin, senin o topluluğun bile ayakkabılarını benden alıyor. Sen Ankara’nın ‘gelinliği’ isen, ben bu şehrin ‘kefeni’, ‘doğumu’ ve ‘hastalığıyım’.

Gerçek Ankara, benim o karışıklık içinde kaybolmuş sokaklarımda gizli. Senin teleferikten gördüğün ışıklar, benim binalarımda dert çeken insanların emeğidir!”

Sonuç olarak, bu iki farklı yüz, Ankara’nın karakterini oluşturan unsurlar. Keçiören, hayallerin peşinden koşarken umut dolu bir yüz; Dışkapı ise hayatta kalma mücadelesinin somut örneği.

Keçiören’de teleferiğe binerken hayal kurar, Dışkapı’da hastaneden çıkıp “Şükür, hayattayız” deriz. İşte bu zıtlık, Ankara’nın ruhunu yansıtan önemli bir özellik. Bir yanımız Keçiören gibi parlarken, diğer yanımız Dışkapı’nın ağır yükünü omuzlarımızda taşır.

Yorum yapın