Ankara kedisi, bembeyaz tüylerini gururla kabartmış bir şekilde Kızılay metrosunun havalandırmasından fırlayarak masaya heyecanla atlar. Karşısında ise Kadıköy kedisi, Moda sahilinde yoga yapma havasında, pofuduk bir minderde oturmaktadır.
Ankara kedisi, kendine güven dolu bir tavırla söze başlar: “La bebe! Bak şu tırnaklarıma, bunlar senin o manikürlü patilerine asla benzemez. Burada selam verirken ‘Miyav’ mı denir? Hayır, biz burada ‘Miyavvv la!’ deriz.
Ayaza karşı bıyıklarımızı burkarak, rüzgarın önünde takla atıp fare peşinde koşuyoruz. Senin o ‘Moda’ dediğin yer, benim için Bentderesi’nde bir öğle uykusu bile olamaz!”
Kadıköy kedisi ise, neşeli ama bir o kadar da küçümseyici bir tavırla cevap verir: “Aman tanrım! Bu ne biçim bir üslup, kuzum? ‘La’ mı? ‘Bebe’ mi? Biz burada sanatı, edebiyatı konuşuyoruz. Bizim martılarımız bile opera söyler gibi bağırır.
Senin o tüylerine bakınca, Ankara’nın gri tozunu görüyorum. Burada deniz kokusuna karşı meditasyon yapıyoruz, sen ise Bentderesi gibi sıradan bir yerden bahsediyorsun. Gerçekten kırosun, şekerim!”
Ankara kedisi, bu eleştirilere karşı kendine güvenle yanıt verir: “Kırosu kim? Sen o ‘deniz kokusu’ dediğin şeyin içinde balık kafası ararken, biz burada bozkırın ortasında asaletimizi koruyoruz. Eğer bir fırtına görsen, ‘Ay sahibim nerede?’ diye koltuğun altına saklanırsın.
Burada ayaz eser, bıyıkların buz keser de ‘Hı’ bile diyemezsin! Senin martıların, bizim kargalarımızın yanında serçe kalır. Sen vitrin kedisisin bebe, ben bu şehrin en harbi ‘Bordo Bereli’ pati sesiyim!”
Kadıköy kedisi bu tartışmanın ağırlığı altında ezilmiş bir şekilde, “Tansiyonum düştü…” der. “Seninle konuşmak, sönmüş bir amfi tiyatroda bağırmaya benziyor. Asaletin var dediler, bir gözün mavi dediler ama ruhun tam bir ‘Ankara bebesi’ çıktı. Ben gidip biraz tütsü yakacağım, ruhumu dinlendireyim…”
Ankara kedisi, gülerek yanıtlar: “Hadi koçum, git o tütsünü yak, yanına da bir tane ‘bitki çayı’ söyle. Ben de Ulus’ta bir esnaf lokantasının önünde gerçek ciğerin kokusunu alacağım. Hadi eyvallah la!”
İki kedi, farklı dünyalardan gelse de birbirlerine karşı duydukları eğlenceli kıskançlık, dostluklarıyla birleşiyor ve bu diyalog, onların karakterlerini eğlenceli bir şekilde yansıtıyor.
Farklı yaşam tarzları, bakış açıları ve tavırlarıyla her biri kendine özgü bir hikaye sunarken, kedi dünyasının renkli yanlarını gözler önüne seriyor.