İsveç, NATO üyeliği yolunda son engeli aştı: ‘Orban, Erdoğan’la aynı muameleyi görmek istedi’

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından kısa bir süre sonra komşusu Finlandiya ile birlikte NATO’ya katılmak için başvuru yapan İsveç, Macaristan Ulusal Meclisi’nin 26 Şubat Pazartesi günü verdiği onayla, NATO üyeliği yolundaki son engeli de aşmış oldu.

Katalin Novak’ın istifası sonrası Ulusal Meclis’te yapılan oylama sonucunda Macaristan Cumhurbaşkanı seçilen Tamas Sulyok’un da İsveç’in NATO’ya katılımını resmi olarak onaylamasının ardından Macaristan’la ilgili süreç tamamlanmış olacak.

Peki, Macaristan’ın İsveç’in NATO üyeliğine onayı İsveç’te nasıl yankı buldu? Macaristan’ın bu kararı bu kadar geç almış olmasının ardından hangi sebepler yatıyordu? Ve belki de daha önemlisi; NATO üyesi bir İsveç, NATO ve içinde bulunduğu bölge için ne anlama geliyor?

1995-1999 yılları arasında İsveç’in Brüksel Büyükelçiliği’nde NATO’dan Sorumlu Misyon Başkan Yardımcısı olarak görev yapan eski büyükelçi, NATO uzmanı ve yazar Ulla Gudmundson’a göre, Macaristan’ın bir yılı aşkın süre sonra İsveç’e verdiği onay, her şeyden önce ülkede bir ‘iç rahatlaması’ yarattı. İsveç’in daha öncesinde bir ‘araf ve öngörülemezlik’ içinde olduğuna dikkat çeken Gudmundson, bunun özellikle söz konusu güvenlik politikası olduğunda ‘çok kötü’ bir durum olduğu değerlendirmesinde bulundu.

‘MACARİSTAN, TÜRKİYE’DEN FARKLI OLARAK SOMUT TALEPLERDE BULUNMADI’

Ulla Gudmundson. (Kaynak: ullagudmundson.se)

Macaristan’ın İsveç’in NATO üyeliğine onay vermek için uzun bir süre beklemesinin ardında yatan olası sebepleri değerlendiren Gudmundson, benzer bir sürecin Türkiye ile de yaşandığını, Türkiye’nin aksine Macaristan’ın ‘somut taleplerde bulunmadığını’ söyledi.

Başbakan Viktor Orban hükümetinin ülkedeki özgürlüklere karşı attığı adımlar karşısında Avrupa Birliği’nin (AB) Macaristan’ın fonlarını dondurduğunu anımsatan Gudmundson, Macaristan’ın İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki amaçlarından birinin de bu fonları serbest bırakması için AB’yi baskı altına almak olabileceğine işaret etti.

‘MACARİSTAN CEPTEYMİŞ GİBİ TÜM İLGİ TÜRKİYE’NİN ÜZERİNDEYDİ’

Macaristan için ‘eylem sahnesinin’ AB olduğunu ve İsveç’ten NATO’yla ilişkili olarak bir talepte bulunmadığını söyleyen Ulla Gudmundson, Macaristan’ın İsveç’le yaptığı savaş uçağı anlaşmasını da hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“O zaman sebep neydi? Macaristan, cepte görülmekten, göz ardı edilmekten hoşlanmıyordu. Macaristan için çantada keklik görülmenin küçük düşürücü olduğunu tahmin edebiliyorum. Bildiğiniz üzere, sanki Macaristan’ın onayı çantada keklikmiş gibi tüm ilgi Türkiye’nin üzerindeydi. Onlar da ‘Hey, bizim de oy hakkımız var’ dediler.

Bunun Orban ve partisi ile her zaman İsveç’in NATO’ya katılımını desteklemiş olan muhalefet partileri açısından iç politikayla ilgili boyutları olduğunu da varsayıyorum.

Ama baktığınızda, sonunda Orban’ın yaptığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıkları gibiydi. Örneğin, NATO üyeliğine onayın öncesinde, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un ülkesini ziyaret etmesinde ısrarcı oldu. Türkiye Cumhurbaşkanı ile aynı düzeyde muamele görmek istemiş gibi görünüyor. Ama bence sonunda, Türkiye onay verdikten sonra NATO üyeliğini bloke etmekten bir kazancı olmadığını fark etti. Buradan bir şey kazandığını seçmenine kanıtlamak için bir çıkış yoluna ihtiyacı vardı.”

‘DIŞ POLİTİKADAKİ İLK DEĞİŞİM 1989’DA OLDU’

Peki, özellikle İsveç’in yaklaşık 200 yıl boyunca en azından askeri olarak tarafsız bir dış politika yürütme çabasında olduğu düşünüldüğünde, İsveç’in sonunda NATO’ya üye olacak olması ülkenin kendisi ve NATO için ne anlama geliyor?

Gudmundson’a göre, İsveç’in geleneksel dış politikası esasında ilk olarak 1989’da, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağılma sürecine girdiğinde başlamıştı. Bu süreçten sonra İsveç’in NATO ile işbirliği konusunda daha aktif bir politika benimseyebildiğine işaret eden Gudmundson, NATO’nun oluşturduğu Barış İçin Ortaklık programının da bunda etkili olduğunu söyledi: “Bu, bizim açımızdan işbirliğimizi kendimize uygun hale getirebileceğimiz anlamına geliyordu. Ulusal bağlantısızlık politikamızla uyumlu bir düzeyde NATO ile işbirliği yapabiliyorduk. Yani, 30 yıl boyunca NATO’nun aktif, yakın bir ortağıydık.”

‘FİNLANDİYA OLMADAN İSVEÇ’İN NATO’YA KATILMASI İMKANSIZ OLURDU’

Finlandiya’nın komşusu İsveç’e bu ‘sembolik adımı’ attırmasının sebebinin Rusya-Ukrayna savaşı olduğunu hatırlatan Ulla Gudmundson, bunun öncesinde İsveç’teki sosyal demokratların ve halkın büyük bir bölümünün ‘Neden bu adımı atmalıyız?’ diye sorduğunu ancak bundan 2 yıl önce, 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla İsveç’in durumunun ‘aniden çok daha tehlikeli’ hale geldiğini kaydetti:

“Bu kararı almamızın ardında Finlandiya’nın bu kararı almış olması da yatıyordu. Finlandiya olmadan İsveç’in NATO’ya katılması imkansız olurdu çünkü bu, Finlandiya’yı çok rahatsız bir durumda bırakırdı. Öte yandan, Finlandiya NATO’ya katılabilir, biz dışarıda kalabilirdik. Güvenlik politikası açısından bu durumla yaşamak mümkün olurdu ama bu bence bizim için çok itibarsız bir durum olurdu. Ortada, dışa kapalı bir şekilde, kendi bölgemizde söz hakkımız olmazdı, siyasetin dışında kalmış olurduk.”

‘NÜKLEER SİLAHLAR VE DEMOKRASİYLE İLGİLİ ENDİŞE VAR’

NATO’ya katılma kararı alındığında bazı İsveçlilerin bu kararın ‘çok hızlı’ alındığı eleştirisinde bulunduğunu ve zihinsel olarak bu duruma uyum sağlamak için zamanlarının olmadığını aktaran Gudmundson, o dönemde İsveç’in NATO’ya başvuru yapıp yapmaması konusunda referandum yapılması taleplerinin de gündeme geldiğini hatırlattı. ‘Varoluşsal konularla ilgili referandum yapılmaması gerektiğini’ düşünen Gudmundson, halihazırda İsveç kamuoyunun ve Sol Parti ile Yeşiller dışında siyasi partilerin NATO üyeliğini desteklediğini ifade etti. İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin tartışmanın ülkede artık büyük ölçüde gündemde olmadığını söyleyen Gudmundson, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hâlâ buna karşı olan kişiler var ama sesleri bu tartışmada çok duyulmuyor. İsveç Barış Derneği isimli bir kuruluş var. Onların dile getirdiği iki durum var. Bunlardan ilki NATO üyeliğinin nükleer silahları kabul etmek anlamına geldiği. Bu, İsveç gibi tarihsel olarak küresel nükleer silahsızlandırma konusunda çok aktif olan bir ülke için çok zor bir nokta. Diğer savları ise İsveç’in demokratik olmayan ülkelerle ittifak içine giriyor olması.”

‘NATO’NUN KUZEY KUTUP BÖLGESİNDEKİ KONUMU DA GÜÇLENECEK’

İsveç’in NATO üyeliğinin bölgesel dinamikler üzerindeki etkilerini de değerlendiren Gudmundson, Finlandiya ve İsveç’in katılımının iki istikrarlı demokrasinin NATO’ya girmesi anlamına geldiğini, Rusya’nın ise iki ülkenin NATO’ya katılmasından hoşnut olmadığını ifade etti. Burada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e İsveç’in ‘dış politikasını dikte edemeyeceğinin’ de gösterildiğini söylene Gudmundson, şöyle konuştu:

“İsveç’in üyeliği aynı zamanda NATO’nun, askeri strateji açısında gittikçe daha önemli bir hâl alan Arktik (Kuzey Kutup) bölgesindeki konumunu da güçlendirecek. Rusya, orada halihazırda oldukça geniş olan askeri varlığını artırıyor. Çin de bölgeye ilgi gösteriyor. Bölgede kilit bir ülke olarak Norveç, Arktik konusunda çok endişeli. Halihazırda Arktik’te bölgesel bir güç olarak NATO’ya katılmamız, NATO’nun dikkatini, bu gittikçe önemli hale gelen bölgeye yöneltmesini kolaylaştıracaktır.”

(DIŞ HABERLER SERVİSİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir