Nükleer Tıpta Umut Arayışı

Bir sağlık kurumu, insanın hayatındaki en kıymetli değerlerden birini yeniden sorgulamasına vesile olabiliyor. Bugün, uzun süredir devam eden rahatsızlığım nedeniyle hematoloji bölümünden nükleer tıp birimine geçtim.

Girdiğim odada, PET çekimi için bekleyen kanser hastalarının yanına karıştım. Yaşlı amcalar, küçük çocuklar ve benim gibi genç bireyler… Hepsi, belirsizlikle dolu bir umut içinde bekliyordu. O koridorda zaman, dışarıdaki hayatın hızlı akışından çok farklı bir şekilde geçiyordu.

Dışarıda saatler birbirini kovalarken, burada tek bir nefesin veya temiz çıkacak bir sonucun huzurunu beklemek için duruyorduk.

Yanımda oturan yaşlı amcanın titreyen ellerindeki tesbih, karşımdaki çocuğun annesinin dizine yaslanmış uykulu hali, hayatın anlamını yeniden düşünmeme sebep oldu. Bugüne kadar ‘dert’ olarak gördüğüm her şey, bu bekleme salonunda birer birer önemini yitirdi.

Belki de insan en çok sağlıklı olduğu zamanlarda hayatı sorgulamadan geçirebiliyor. Kaçırdığımız otobüsler, ödenmemiş faturalar veya başkalarının hakkımızda düşündükleri… Tüm bu kaygılar, o soğuk bekleme salonunun kapısında kaybolmuştu.

O mekânda sadece ‘var olma’ mücadelesinin en sade hali mevcuttu.

Kendi sıramı beklerken, hayatta büyük planlar yaparken kaybettiğimiz şeylerin aslında günlük yaşamın basit anları olduğunu fark ettim. Zaman, bir kum saati gibi akıp gitmiyor; aksine şu an aldığımız o zahmetsiz nefes, hayatın en değerli parçası.

O bekleme salonunda çaresizlik ve umut bir arada var oluyordu. Çıkarken, içeri girdiğimden farklı bir insan olarak ayrıldım. Sağlığın sadece bir ‘durum’ değil, her sabah bize sunulan en büyük ‘kredi’ olduğunu o sessiz kalabalığın gözlerinde hissettim.

Artık sadece iyileşmeyi değil, her iyileştiğim anın değerini bilmek istiyorum. Çünkü hayat, ertelenemeyecek kadar kısa ve yaşanmaya değer bir mucize. O koridorlarda beklemenin, insanın içsel yolculuğunun en uzun kısmı olduğunu anladım.

Nükleer tıp biriminin kapısında, zamanın dış dünyanın hırslarından ve koşturmacalarından arındığını hissettim. Yanımda oturan yaşlılar, gençler ve o masum çocuklar…

Hepimiz farklı hikayelerin kahramanlarıydık, fakat o kapının önünde tek bir ortak hedefte birleşmiştik: Yeniden hayata tutunma arzusu.

İnsan, her şey yolunda gittiğinde bedenini sadece bir araç olarak görebiliyor. Ancak o bekleme salonu, sağlığın bir emanet olduğunu ve her sabah sunulan en büyük lütuf olduğunu hatırlattı.

Evet, çaresizlik vardı; fakat o çaresizliğin içinden süzülen umut, bir tahlil sonucuna veya bir doktorun olumlu bir sözüne bağlı olarak daha baskın bir hale geliyordu.

Hayatın asıl ağırlığı, o ağır kapıların arkasındaki tıbbi cihazlarda değil, o koridorda birbirine bakmadan bile aynı dileği paylaşan insanların kalplerindeydi.

Hırsı bir kenara bırakıp, kalplerde yer edinmek dileğiyle… Şifa Allah’tandır. Eksik eylemesin…

Yorum yapın