Madrid: Avrupa’nın Son Müslüman Mirası

Eğer 1020 yılında İspanya’nın Madrid şehrinde doğmuş olsaydınız, Ramazan ayını bir caminin ışıklandırması altında karşılamak oldukça sıradan bir durum olurdu.

Günümüzde Avrupa’nın seküler şehirlerinden biri olarak bilinen Madrid, bir zamanlar Endülüs Emevileri’nin yönetim, kültür ve din alanında önemli bir merkezindeydi.

O dönemde İslam, Avrupa’da yabancı bir unsur değil; aksine, şehirlerin inşasında ve sosyal düzenin kurulmasında kritik bir rol oynuyordu.

711 yılında gerçekleştirilen Endülüs seferlerinin ardından Emeviler, Avrupa’nın güneybatısında yaklaşık 600.000 km²’lik bir alanı kontrol altına aldılar. Ancak bu kontrol, sadece askeri veya siyasi bir varlık göstermenin ötesindeydi.

Şehirleşme, hukuk sistemleri, tarım yöntemleri, mimari estetik ve bilimsel gelişmelerle zenginleşen karmaşık bir medeniyet pratiğinin temellerini atmışlardı.

Kurtuba, Tuleytula (Toledo), İşbîliye (Sevilla) ve Gırnata gibi şehirler, Orta Çağ Avrupa’sının karanlık dönemlerinde ilim ve kültür merkezleri olarak parladı.

Bugün “oryantalist mimari” olarak adlandırılan kemerler, avlular ve süslemeler, aslında bu kıtanın içinde doğmuş olan İslamî şehir deneyimlerinin izlerini taşımaktadır. Emeviler, ileride bu mirasın “öteki” olarak tanımlanacağını elbette bilemezlerdi.

Zira Endülüs, onların gözünde, Avrupa’nın kenarında bir istisna değil; İslam dünyasının doğal bir parçasıydı. Asıl dikkat çekici olan, İslam’ın Avrupa’daki son kalesinin bu kıtanın en uç noktasında yer almasıdır.

1492’de Gırnata’nın düşmesiyle birlikte sadece bir devlet çökmedi; aynı zamanda Avrupa’nın batısında varlığını sürdüren son Müslüman şehir de tarih sahnesinden silindi.

Gırnata, coğrafi konum itibarıyla İslam dünyasının en uzak köşesinde bulunuyordu; ancak kültürel ve entelektüel olarak, İslam merkezleriyle en yakın bağlarını sürdüren şehirlerden biriydi.

Bu durum, Avrupa tarihindeki birçok anlatıda sıkça göz ardı edilir. İslam, Avrupa’nın tarihine sonradan eklenmiş, geçici bir unsur olarak sunulur. Oysa Endülüs deneyimi, İslam’ın Avrupa’nın özünden, gündelik yaşamından ve şehirlerinden filizlendiğini gözler önüne seriyor.

Madrid, Avrupa’nın en uzak Müslüman kenti olmasının yanı sıra, aynı zamanda İslam ile en uzun süreli etkileşimde bulunan noktalardan biri olarak öne çıkıyor.

Bu nedenle Endülüs’ü sadece “kayıp bir İslam toprağı” olarak değil, Avrupa tarihinin yapı taşlarından biri olarak değerlendirmek gerekiyor. Zira Madrid sokaklarında bir zamanlar yükselen ezan sesi, tarihin bize hatırlattığı en çarpıcı ve öğretici gerçeklerden biridir.

Yorum yapın